Mahrumiyetlerle Gelen Farkındalık

0
226
Photo by Arvind shakya on Pexels.com

“Krallarla dilenciler, aynı iştahla acıkır “der, Motaigne. İmkanları ölçüsünde iştahı tatmin farklı farklı olur.

Barakada yaşayan bir dilenci, kuru ekmek, belki bir simitle giderir açlığını.

Krallar öyle midir ya?  Kuş sütü eksik ziyafet sofrlarında, tadına bakmadıkları dünya nimetleri yok gibidir onların.

Peki bu açlık giderme işinde en fazla lezzeti kim alır?

El cevap; en fazla kim acıkmışsa o .  Dilencinin kuru ekmekten aldığı lezzeti , kral biftek dolmasından alamayabilir.

Oysa, ha bir kuru ekmek ha biftek dolması… Gırtlaktan aşağıya ininceye kadar bir iki dakikalık lezzet farkı vardır sadece…

Ayrıca, rahatın ve imkanların insanı duyarsızlaştırması durumunu da hesaba katarsanız, epey söz söylenebilir bu konuda.

Mahrumiyet farkettirir.

Farkedemeyiş, kayıptır, kaçırılmış fırsattır.

Bahçenizde, dünyada az bulunur cinsten bir meyve var . Farketmezseniz, yok hükmündedir o.

Bazan, elimize batan bir diken,  gömleğimizi  düğmeleyemeyecek denlu ağrılar yaşatır bize. Ve bir şeyi farkediriz belki de… Meğer parmağımız ne kadar değerliymiş de,  biz bunu ne kadar az biliyormuşuz ya da hiç farkında değilmişiz.

Yakın geçmişte, Anadoluda “imkanı, durumu müsait olanlar kurbanlarını evinde kesmesin, kurbanın yakınlığa vesile olması yönünü gösterecek şekilde , bu ibadet doğu illerinde yerine getirilisin.” çağrısı yapılmıştı. Bu davete ,nice güzel insanlar icabet ederek,  büyük bir kardeşlik atmosferi oluşmasına vesile olmuşlardı. Bir grup mürüvvetli insanla , o seferberliğe iştirak, nasibolmuştu bize de. Hatırlanması bile, ayrı haz, bu kutlu anıların…

Gidilen ilde, maddi manevi büyük coşku ve heyacanlar yaşanmıştı. İkindi namazı için gittiğimiz bir camide, namaz sonrası tanışma oldu. Üç dört esnafla beraberdik orada. Cemaatten yaklaşık 60 yaşlarında bir nur talebesi; biz kendisine  geliş gayemizi ve genel manada bu sene yapılan bu faaliyeti anlatınca gözleri doldu. Memnuniyetini ifade etti. Sonra dedi ki: “siz şimdi uçakla geldiniz. Havaalanında karşılandınız. Bu ilin en güzel mekanlarında misafir edildiniz. Biliyor musunuz rahmetli Bayram Yüksel ağabey , buraya bilmem kaç senesinde , çok zor şartlar altında geldi. Üstadımızdan bir selam getirdi. İki üç nur talebesiyle  kaçak göçek samanlıklarda görüşüldü.”

Bu söylenenler, şimdiki yapılanların küçük görülmesinden değildi. Mekan ve imkanların iyileşmesiyle doğru  orantılı olarak,  kalitenin,  hassasiyetlerin de iyileştirilmesine yapılan vurguydu. Altı çizilen , dikkat çekilen husus ; imkanlar, kaliteyi zayi etmesin içindi. Şimdi geriye dönüp düşününce daha iyi anlıyorum bu hususu.

Sahabe efendilerimize atfen söylenen: ” Yoklukla imtihan olduk kazandık. Bollukla imtihan olduk kaybettik.”ikazı yokluğa övgü değildir. O bolluğun, insanı şirazeden çıkaran yanına dikkat çekmedir.

Mahrumiyet korkusu, varlık sevgisiyle birlik olup sizi ayartmasın uyarısıdır. İradi olarak, “HİÇ” liğini nefsine kabul ettir tavsiyesidir belki de.

Evet, dünyevi tazyiklerle bunaldığımız, sosyal hayatın meşgaleleriyle yorgun düştüğümüz zamanlarda , geçiyorken uğrayıp , bir namazlık soluklandığımız mübarek mekanlar meğer ne azizmiş. Ne mübeccelmiş… Yokluğunu iliklerimize kadar yaşıyoruz…

Yemekten iştahsızlık yaşayanlara soğan, sarımsak; acı, turşu yedirirlermiş.

Ehlullah, bela ve musibetler için şükrederlermiş, ” Ya Rab bize kendini unutturmuyorsun.” diye.

Şimdilerde Gönül Erleri” olarak, mağduriyetin, mazlumiyetin, acının, kederin  ve dahi hüznün, en can yakıcı olanını yaşıyoruz.

Evet nimetin farkındaydık mutlaka ama, mesailerimizin, koşturmalarımızın Rabb’e dönük yanlarında matlaşmalar mı vardı ?  Belki de öyleydi …  Bilemiyoruz…

Çoluk çocuk ,yaşlı genç ,kadın erkek ağır şartlarda talimdeyiz şu kadar zamandır. “Herşeyin yegane Sahibinin takdirinde hayır vardır.” buna iman ediyoruz. Bu imanla yaralarımızı tamire çalışıyoruz.

“Uçmayı öğrenmesini , atmaca kuşuna borçlu olan serçe kuşu ” ezbere bildiğimiz bir anekdot.

Kalplerimizde mevcut olan ” ayine-yi Samed” bölümünde bulunmaması gereken masivayı dağlıyoruz mahrumiyet ve mazlumiyetlerimizle. İtibari değerlerin eriyip gidişi, ibretlik seyirlerimizden.

Azeri şair Bahtiyar Vahapzade’ nin deyişiyle; ” Gõlgede oturanın gölgesi olmaz.”  Gölgesinde oturmak istediklerimizin, mutlaka “Güneş’te başının pişmesine ” gönlümüz razı olmalı ki,  gölgesi olsun onların.

Anneden babadan ayrı yetişen nesiller. Mahrumiyetlerin emzirdiği birer kahraman olarak gelecek inşasında sorumluluk alacaklar.

Yusuf (as) tiynetli, polat ruhlu irade kahramanlarının hayata dönüşleri, kendine özgü saadeti yayacak gönüllere…

Uygun olmayan yanlarını, mahrumiyet közleriyle dağlayarak adeta “ışıktan sineler” haline gelmiş “Mehlika Sultan ” aşıkları,   kendi rönesansını gerçekleştirebilmek için,  gerekli olan donanımı talim ediyorlar şimdilerde. Onlar bu çileleriyle de örnekleri kendinden olma hüviyetindeler.

Siz isterseniz buna, Bediüzzaman mantalitesine göre; ” Musibetten intikam almak” deyin. İntikam dediysek, zalime mukabele anlaşılmasın. Bir nevi, beklerken elini çabuk tutma becerisi. Hızlı gitmek için yavaş gitme basireti. Yüreğini Konya platosu gibi geniş tutarak, orasını bayıltan rayihasıyla, dünyayı büyüleyecek gülbahçesine dönüştürme sabrı…

Anlatıla gelen meşhur bir menkıbe vardır.

Bir bilge,  büyük bir ağaca tırmanırken ayakkabılarını eline alır. Aşağıda, onun bu halini gören ahali , biraz da şaşırmış olarak sorarlar:

“Efendim nedir bu hal? Ağaca çıkıyorsunuz.  Ayakkabılarınızı niye yanınıza alıyorsunuz?” Büyük bilge der ki;

“Bunun iki sebebi var. Birisi, size pabuc bırakmıyacağım. Diğeri de , belki ağaçtan öte yol vardır.”

İşte , mahrumiyetler , ağaçtan öte yolları farkettiren , öğreten , bulduran uyarıcılardır aynı zamanda.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.