Uykusu Yokken Gözünü Kapatmak

0
172
Photo by Pixabay on Pexels.com

Bu haftaki yazımızda, bir küçūk hikaye anlatalım istiyorum.  Sonrasında da, kıssadan hisse niteliğindeki düşüncelerimizi, paylaşmayı planlıyorum. Kahramanları hayvanlardan oluşan hikayemiz, şöyle:

Çakalın biri, ormanda, oldukça acıkmış vaziyette, bir rızık bulma ümidiyle dolaşmaktadır. Derken dalda duran bir kekliğe rast gelir. Keklik ötüşüyle adeta neşesini ilan etmektedir. Çakal kekliğe yaklaşır ve ona;

– “Keklik kardeş, ne kadar güzel gözlerin var. Aman aman bakmaya doyamadım. Ama bir şeyi çok merak ediyorum.” der.

Bu arada da kekliği kontrol etmektedir. Hatta onun bir anlık gafletini yakalayıp bu fevkalede rızkı yeme hususunda sabırsızlanmaktadır. Çakal devamla merak ettiği konuyu söyler.

– Gözlerinizdeki bu güzellik, kapatınca da devam ediyor mu? Benim bu merakımı giderir misiniz?

Keklik,  iltifatlar karşısında öyle gevşemiştir ki, muhakeme yeteneğini yitirmiştir sanki. Dolayısıyla çakalın bu isteği masum gelir. Biraz da güzelliğine olan güvenle;

“Olur.” der ve kapatıverir gözlerini.

Çakal, bu bulunmaz fırsatı değerlendirir. Zaten bunun için hazırlıklıdır. Bir hızlı hareketle kekliği ağzına alır. O artık ormanın en bahtiyar çakalıdır. Yiyecektir onu.

Keklik, müthiş bir şok yaşamaktadır. Eğer bir çıkış yolu bulamazsa, çakala yem olacaktır. Hızlı bir şekilde toparlar kendini, ve akışı değiştirecek şu sözleri söyler.

‘Çakal kardeş’ der, yumuşak bir edayla. Sen Yüce Yaratıcı’nın ne mübarek, ne sevgili bir kuluymuşsun. Ben ki, benim etim ki,çok özel zamanlarda, çok özel avcılara avlattırılarak kralların, sultanların ziyafet sofralarını süslerken,  şimdi sana nasip olacak.

Çakal, kekliği iki çenesi arasında, sımsıkı tutmaktadır. Kekliğin kendi etiyle alakalı yaptığı ” ne büyük rızık” olduğu vurgusu, onu mutlu etmiş ve biraz da, keklikten bunları duyuyor olması, rahatlatmıştır. Biraz nefeslendikten sonra keklik devam eder;

– Diyorum ki, işte böyle bir nimet sana nasip oldu. Yiyeceksin beni. Ye, afiyet olsun. Ama gel, yemezden evvel, sana bu olağanüstü güzel nimeti nasip eden Zat’ a bir teşekkür et.

Çakal heyacanlıdır. Keyfi yerindedir. Endişe edecek durum yoktur. Avı , ağzında malum durumu ve akibeti kabullenmiştir. Şimdi de çok masum bir istekte bulunmaktadır. Bu rızık için, hakikaten teşekkür edilmelidir. Bu düşünceler doğrultusunda, çakal tam şükür, teşekkür diyecek olur,bu esnada çenesi kıpırdar ve keklik çakalın ağzından kurtulur. Hayata yeniden dönüş neşidesine eşlik eder kanat sesleri, kekliğin…

Çakal perişandır. Belki de, ömründe ilk kez ele geçirdiği bu büyûk rızık, uçup gitmiştir. Bu kaybın şaşkınlığı ve kaybetmişlik pişmanlığı içerisinde kekliğin arkasından şöyle söylenir:

– Nimeti yemeden şükredene lanet olsun!

Keklik, çakalın bu sözlerine karşılık, hem gider hem de; ‘Uykusu yokken gözünü kapatana da lanet olsun’ ! der.

Hikayemiz bu. Burada iki kahraman var.

Çakal, toplumdaki çıkarcı tipleri temsil eder. Hedeflediği menfaatini elde etmek için, her türlü oyunu oynakmakta sakınca görmez. O bazen ağzından bal akan iltifatlarla, bazen baş döndüren hediyelerle çıkar muhataplarının karşısına. Bu yolla, kendisine uzak olanı yakınlaştırır, ondan sonra şer düşüncesini sürer sahaya…

Çakalların her zaman için iki üç hamle sonrasında devreye sokacakları bir planları mevcuttur. Keklik, güzel gözleri mesabesindeki yetenekleri, başarıları ile çevresi tarafından sevilmektedir. Eti lezzetli, ötüşü güzeldir. O bu özellikleriyle çakalları baştan çıkarmaya namzettir. Hatta düşmanlarınįcanına kastettirecek kadar alımlıdır.

Çakalın övgüleri, kekliğin muhakemesini uyuşturmak içindir. Oysa çakal, icinde taşıdığı şer düşüncelerle kekliğin can düşmanıdır.

Halk şairimiz seyrani ne güzel söyler:

“Seyrani, aldanma düşmenin tevazuuna,

Zira kim ,seyl divarın ayağını yalayarak hedmeyler.”

(Ey seyrani düşmanın alçak gönüllüğüne aldanmayasın. Zira sel duvarın ayağını yalayarak onu yıkar.)

Kekliğin, yakalandıktan sonra söyledikleri ve kurtuluşu:

Demek ki, en ağır şartlarda bile soğukkanlılığımızı koruyabilirsek, bir anlamda “harç bitti yapı paydos” dememe iradesi ortaya koyabilirsek, bir çıkış kapisı açılabilir önūmüze. Ve de her çakal için, zor zamanda kullanılabilecek, bir veya bir kaç zaaf damarı bulunabilir.

Çakalın son anda söyledikleri, bütün çakalların, çakal tiynetlilerin genel akibetidir. Tam keyfin zirvesine varacakken eli boş kalakalma.

close up of snowflakes on snow against sky
Photo by Pixabay on Pexels.com

Kekliğin söylediği ise; dünyayı ve içindekileri doğru okuma şuuru. Hataları, ağır bedellerle telafi emeye çalışırken, aynı hataların tekrarlanmaması adına, hayat düsturunu oluşturma durumu…

Ya da musibetten intikam alma feraseti…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.