”Evde Yok Numarası”

0
182
Photo by Pixabay on Pexels.com

Bir zamanına çattık ki dünyanın , elem deryasında yüzüyoruz adeta. Neredeyse dört beş sene oluyor… Hüzün dağlarından, acılar , kederler çığ olup yuvarlanıyor üstümüze…Bu zor zamanlarda , ağır hasarlar oluştu ,elim bedeller  ödendi, ödeniyor. Canlarımız gırtlakta, sık boğaz edilmiş bir haldeyiz nicedir.

Bu ağır şartlar altında, Cenabı Hakk ‘ın inayetiyle imanımıza tutunup, ayakta kalmaya çalışıyoruz çok şükür. Yol buysa , “Yolun Kaderi” böyle kurulmuşsa; hüsnü akibetimize vesile olsun çekilenler niyazındayız.

Zalimlerin bir araya gelip, “daha başka ne türlü zulümler yapabiliriz ” düşüncesiyle, türlü türlü tuzaklar geliştirdikleri bu dönemde ;

Durduğumuz yerle durmamız gereken yer arasındaki durumu gözden geçirme fırsatı bulduk.

Önceliklerimizi , yeniden fabrika ayarlarımıza göre düzenleme gerekliliğini farkettik.

Bütün etkinliklerimizde neredeyse önlerde koşan, iyi gün dostlarının ,  menfaatleri kalmayınca sıvışmalarına acı acı şahit oduk.

Kellesi kulağı yerinde (bürokratik ve siyasi anlamda da) kocaman kocaman adamların, kör ve sağır hatta , kof bir kadavra oluşlarını iğrenerek gördük.

Hem cibilli hem de manevi yakınlığımız olan nice aslan parçalarının, elin yedi kat yabancısından daha yabancı oluşu acısını yaşadık.

Tabi bir de bütün mal varlığının yağmalanması, kendileri ve aile bireyleri hapis, cebri hicret , işkence gibi zalimce tehditlere ve alçakça zulümlere  maruz kalmalarına rağmen, dilbeste olduğu değerler uğruna, zalime eyvallah etmeyen YİĞİDOĞLU YİĞİTLERİ, MELEK GİBİ HANIMEFENDIİLERİ tanıdık, dünya tanıdı.

Inanıyoruz ki her şey bir kader planı dahilinde cereyan ediyor. Ve yine inanıyoruz ki , başımıza gelenler , (sui istimalimiz, gafletimiz , tembelliğimizden değilse ) “ya bizzat kendisi güzeldir ya da neticesi güzel olacaktır.”

Bütün bu musibetlerin terbiye edici yanı , günahlardan arındırıcı yanı ve de manevi olarak yükseltici yanı var… Yani Yüce Yaratıcı nasıl ki kulunu lutuf , ihsan ve affa ulaştırmak için ; kulun ramazanla ,kapısını çalıyor.

İbadetlerle, kapısını  çalıyor.

Anne babasını yanında ihtiyarlatıyor, kapısını çalıyor

Bir muhtacı karşısına çıkarıyor, kapısını çalıyor.

Günahlara karşı uyanık ol, diye kapısını çalıyor,

Sanki, birer ahireti peyleme fırsatını yanında taşıyor, herbir musibet…

Bizler ne yapıyoruz ? Nasipli olanlar hemen ilk zilde kapısını açıyor , baş göz üstüne diyor. Ya nasipsizler? Onlar, EVDE YOK NUMARASİ yapıyor.

Meramımızı bir temsille de anlatmaya çalışalım:

Oturduğunuz mahallede, bir pazar günü. Siz de, evdesiniz. Aile fertleri, hepiniz bir arada, maaile pazar kahvaltısı yapacaksınız. Böyle herkesin bir arada olamayışı, uzun suŕedir aile bireylerinin şikayetçi olduğu bir durumdu. Bu gün, bu özlem giderilecek , tam keyfedilecek bir gündü.

Beri tarafta; otuduğumuz şehrin mülki amiri , sizin apartmana adamlarını gönderiyor ve onlara şöyle tembihte bulunuyor.:

” Tek tek bütün dairelerin zilini çalın. Ailelere, benim selamımla beraber, şu çok kıymetli hediyeleri , takdim edin.”

Hediyeler gerçekten kendi imkanlarınızla bulunabilecek ve de alınabilecek gibi değil…

Adamlar, kendilerine söylendiği şekilde, daireleri dolaşmaya başlıyor.

Sizin evde ise, kahvaltı sofrası kurulmuş , mutluluğunuza diyecek yok.

Tam bu esnada, yersiz bir zil…

Bir an sessizlik oluyor. O kadar rahatınız yerinde ki , bunu hiçbir şeyin gölgelemesini istemiyorsunuz. Öyle de davranıyorsunuz. “Boş ver EVDE YOK NUMARASÌ yapalim ” deyip kapıyı açmıyorsunuz.

Öğleden sonra, eşiniz karşı komşuya gidiyor.

Orada, vitrinde eşsiz bir mücevher görüyor. Çarpıliyor adeta.

Ve biraz da şaşkın bir edayla komşuya soruyor,

” Size gelmedi mi diyor ” komşunuz. Eşiniz anlıyor meseleyi. “Eyvah” diyor içinden. “Keşke zili bir kaç defa daha çalsaydı..”

EVDE YOK NUMARASI yapan sizsiniz oysa …

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.