Yaprak Dökümü mü, Rönasans mı?(2)

0
948

Hizmet insanlarının Batı’ya yolculuğu tazip (azap) mı yoksa tavzif (vazifelendirme) mi birlikte bakalım.

“Öğrenciler, himmet, burs ,eğitim, gönüllülük,kermes,istişare, Abi/Abla, çok kültürlülük, herkesi kendi konumunda kabul etme, herkesle diyalog ….” Hizmetin literatürüdür.

Hizmet insanları, bu mecburi göç ile “akıldan çok kalple bağlandığı yukardaki değerlerin mantıksal doktorasına geldi” diyorum.

Eğer Babil Sendorumu’nu atlatıp olayları iyi okursa bu göç onun Rönesansı olacak.

Zira Hizmet, bu değerleri Asya ve Afrika’da yerleştirmeye çalışırken, Batı dünyası bunu yüz yılı aşkındır yaşıyordu zaten.

Bu kavramlar bu coğrafyada başka bir isimle ama daha bir disiplinle ve umuma açık, şeffaf ve devlet tarafından desteklenen bir şekilde vardı. Şimdi bunlardan bir kaçına bakalım:

Çekirdek hükmünde olan ama Hizmetten önce Asya ve Afrika coğrafyasında işlevsel karşılığı pek bulunmayan Abilik/Ablalık müessesi Big Brother/Big Sister olarak Kuzey Amerika’da 1912’den beri var.

Bugün Kanada’da devlet tarafından el üstünde tutulan ve maddi olarak teşvik gören bu organizasyon, 1100’den fazla topluluğa ve 40 bin gence ulaşmış durumda, dahası Kanada çapında 67 noktada yurtları mevcut. Mentör ve koçluk üzerine kurulu, bire bir irtibat ve takiple gençlere hizmet veriyor. Herkese açık olan bir alan. Bu alanda hizmet vermek isteyen herkese devletin desteği aynı oranda mevcut yeter ki din gibi kabul edilen prosedür ciddiyetle takip edilsin.

Rehberlik sisteminin son devirdeki yeni nesli çok tanıyamadığı bu hareket, 2006’dan sonra sistemli bir şekilde yeni neslin üzerinde çalışan, anketler araştırmalar, master ve doktora tezleri neticesinde farklı bir nesil büyüdüğünü tespit eden ve IGEN (I-PHONE+GENERATION) diye adlandırdıkları bu neslin davranış biçimlerinin diğer çocuklardan çok farklı olduğunu ve bunların da Amerika öğrencilerinin %25’ine denk geldiğini tespit edip bunlara karşı yeni davranış biçimleri ve eğitim metodları geliştiren bir toplumu okuması gerekmez miydi?

Anadolu’da maddi gelir amaçlı kermesler düzenlenirken Kuzey Amerika festivaller ülkesi yani kermeslerin makrosunun icra edildiği yer. Festivaller sadece gelir getiren değil aynı zamanda tanıtıcı birer karnaval, daha profesyonel ve daha sistemli. Kültür şovuna dönüşen festivaller amacına uygun yapıldığı takdirde organizatörlere maddi yükü yok, zira devletin buna da yüz binlerce dolar teşviki var. Küçük dükkanların içinde ve küçük çay bahçelerinde birkaç masayla Kermes düzenleyen bir hareket on binlerce insanın akın ettiği festivalleri yerinde ziyaret etmesi gerekmez miydi?

Hizmet, Anadolu başta olmak üzere Asya ve Afrikada adına himmet dediği bağış toplantılarını binbir güçlükle yaparken Kuzey Amerikada FUNDRAISING dedikleri umuma açık yardım programları düzenleniyor üstelik yardım yapanlar bu miktarı vergiden düşme imkanına sahip. Bu alanda uzmanlaşmış kişiler “FUNDRAISER” ismi altında topluma hizmet veriyor.

Hizmet hareketinin “Burs” dediği yardım faaliyeti “DONATIN” ismiyle umuma açık yapılmakta yıllık toplanan miktarlar web sitelerinde yayınlanmakta. Dahası Devlet, banka hesabında görülen toplanan yardım miktarının %60’a varan oranında teşfik fonundan MATCH GRANT ismi altında ilgili vakfa yardım verebiliyor. Disipline edilmiş kılı kırk yaran maddi harcamalar kuruşuna kadar hesabı verilen bir sistemle takip ediliyor. Hizmette “kul hakkıdır” diye dokunamadığınız paralar, burda “charity yararına topladınız, başka yerde kullanamazsınız, kapı için topladığınız parayı pencereye harcamayazsınız” deniyor. 170 ülkede faaliyet gösteren ve paranın işlevinin büyük önem arzettiği Hizmet hareketinin para trafiği disipline edilmiş ve sistemi oturmuş bir yapıyı yerinde araştırması gerekmez miydi?

Hizmetin gönüllüler hareketi dediği kavramın burdaki karşılığı VOLUNTEER… Bu mesele o kadar değerli ki insanlar, liseden itibaren üniversiyete ve daha sonra kurumlara iş başvurusuna kadar kariyer hayatının içine resume’sine yazar. Lisede çocuklara kredi notu olarak verilir ve kar amacı gütmeyen organizasyonlarda gelip gönüllü çalışması teşvik edilir. Kendisini “Gönüllüler Hareketi” diye tanımlayan ve sadece kendi gönüllüleriyle faaliyet gösteren Hizmet, ülke çapında yürütülen bu faaliyeti yerinde görmesi gerekmez miydi?

Bir diğer önemli mesele öğrenciler ve eğitim. Hizmetin, üzerinde yükseldiği iki önemli alan. Kanada bir eğitim ülkesi ve öğrenci diyarı. Merak eden okul öncesi programdan doktoraya kadar Kanada eğitim sistemine baktıktan sonra bir eğitim hareketi olan bir Hizmetin gelip bu sistemi yerinde incelemesi gerekmez miydi?

Hizmetin Anadolu toplumuna yarım asrı geçkin zamandan beri anlatamadığı mütevelli, istişare ve istişare kararları bu toplumda BOARD VE BOARD MEETING, MEETING MINUTES diye devletin ve kurumların -ifadede hata olmasın- dini gibi olmuş. İstişareye katılımı önemseyen, kararlarına uyumu arzu eden bir hareket bu vakıf çalışmalarını yerinde görmesi gerekmez miydi?

Bir anekdot nakledeyim. Kanada’da bir hakim, Kanada’ya iltica eden hizmet hareketi mensubu birine mahkemede soruyor. “Sizi inceledim, sizinle ilgili % 95 olumlu kanaat var ama Cambridge’te çıkan bir makaleyi okudum ve orda “Bu hareketin % 95’i olumlu ama %5’lik gri noktaları var. Bu noktalar onların gizli toplantıları” diyor. Şimdi sana soruyorum sen bu gizli toplantılara katıldın mı?”

Arkadaş “Ben 30 senedir bu hareketteyim gizli bir toplantı bilmiyorum ve katılmadım” diyor. Hakim “peki” diyor ve ilticasını kabul ediyor. Arkadaşımız, Bana bunu nakledince “kendini akladın ama hizmetin gri noktası kaldı, keşke gülerek “evet katılıyorum hem de her hafta deseydin. O gizli toplantılar(!) burda BOARD MEETING, COMMITTEE MEETING dediğiniz Anadoluda adına mütevelli ve istişare dediğimiz vakıf toplantılarıdır” deseydin, sizi anlamayacak adam yoktur bu topraklarda. Zira hizmet evrensel bir sistemdir, gizlisi yok, karşılığı var buralarda” dedim.

Başlarken de Hizmet, Batı için muamma demiştim ya, bütün bir insanlığa hizmet götürmeyi hedefleyen bir hareket kendi iç sistemini Batı standartlarına getirmek için Batıyla çalışması ve kendini onlardan dinleyip onlara göre yeniden evrensel bir dille kendini ifade etmesi gerekmez miydi?

Uzatılabilir ama son bir kavramla noktalayayım. Hizmet, tahşidatını yaparak ayakta tutmaya çalıştığı “herkesi kendi konumunda kabul etme” burda devletin güvencesi altında ve toplumda bir kültür olarak kabullenilmiş. Aksi bir uygulamaya “discrimination” ismi altında ceza-i müeyyide uygulanır.

Şimdi tekrar sorayım, hizmetin değerleri olarak görülen bu evrensel değerler burdaki devletin eliyle ve daha disiplinli uygulandığı bu diyara yolculuk, doktoraya yürüme değil de nedir?

Kendi değerlerini evrensel bir dile dönüştürme yolculuğu yeniden daha güzelleşme ve kalp kafa izdivacıyla bir Rönesansa doğru gidiş değil de nedir Allah aşkına…

Hizmet ehli, rönesansını tamamlayana kadar, zalim hükümdar tüm toplum tarafından tüm zalimliğiyle tanınıp gerçek yerine konuncaya kadar, Allah, Asya ve Afrikada devredilen kurumları onların elinde tutacak ve sonrasında da malum gasıp vakıf da emaneti teslim edecektir.

Zaman, kaderin hakkımızda çizdiği çizgiyi hikmetle takip etme zamanı.

İster Batıya göç, ister sürgün deyin yolculuğa.. Ben “Hizmet rönesansını yaşıyor…” diyorum. Batıya göç bu süreçin önemli ayağıdır.

Anadolu Hizmeti, Hizmet de Anadolu’yu zahiren üç talakla boşadı. Tekrar bir araya gelmenin hükmü bir başka evliliktir. Yukarda dediğim gibi Hizmet, elinde doğunun kalbi ile, aklın diyarı olan Batıya hicret etti. Orda kalp-kafa izdivacı gerçekleştikten, hikmet tamamlandıktan sonra tekrar yuvasına dönüşün de kapıları açılacaktır.

O gün de “Yuva, Anadolu mu olacak yoksa bütün yeryüzü mü?” bilemem…

Zaman, hikmetle hizmet zamanı dostlar…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.