Yaprak Dökümü mü, Rönasans mı?

1
1838

Başlarken “Doğrusunu Allah bilir” diyerek başlayayım. Hizmet gemisi batıyor mu, yoksa Kehf suresindeki hikmetli delinme mi yaşanıyor?

Hizmetin Afrika, Asya ve Orta Asyada çekildiği yerlerde kurumlar kapanmadı ama gasıp bir vakfa devredildi. Peki kötü mü oldu, iyi mi?

Batıya göç bir sürgün mü yoksa yoksa istikbalin kilometre taşları mı döşeniyor?

Hizmette sonbahar yaprak dökümü mü var yoksa Hizmet Rönesansını mı yaşıyor?

Zaman gösterecek ama ben tüm bu soruların ikinci kısmını alıp cevaplayanlardanım.

Bir yazı dizisi olacak olan bu soruların sonuncusundan başlayayım.

Yaprak dökümü mü yoksa Rönesans mı?

Cevap: RÖNESANS, yani yeniden doğuş.

“Ahir zamanda güneş batıdan doğacak” beyanını tefsir etmek haddim değil ama onu serlevha yaparak diyorum ki ilerde daha net görülecek ve “Batıya sürgün, İslam güneşi ve dünyanın barış umudu olan Hizmetin rahm-ı madere(anne rahmine) çekilmesiymiş meğer” denecek.

Batı, Hizmet’in mezartaşı değil, yeni evrede beşiği olacak.

Ninnisi sancıdır bu devrenin ve ağrılı geçen bir haml süresi olacak. Ama bir gerçek daha var, ister ninniyle uyutun ister muştuyla ayıltın ruh uyku tutmuyor bu devrede ve tutmayacak.

Sürecin şiddeti duadan başka hiçbir tavsiyeyi kaldıramayacak seviyede.

Tüm yöneticiler buna ön kabulle başlamalı beraber yürüdükleri yol arkadaşlarıyla.

Ruhlar müteyakkız, ruhlar tedirgin… Sabrı tavsiye edenler bile sabır yükünü hafifletecek bir muştuya muhtaç.

Belki gözler yanlış yere bakiyor, belki kulaklar yanlış bir doğumhanenin kapısında.

“Anadolu’da zulüm biterse süreç düzelecek” algısı hakim. Belki doğru belki yanlış…

Bekledikleri umut, gözledikleri güneş gecikiyor ve halilen ruhtaki beyindeki sancı anne sancısına denk…

Sancı tuttu diye çocuk mu aldırmalı yoksa doğum vakti mi beklenmeli?

Sanırım ikincisi.

Ve gerçekleşirse İşte Rönesans….  yani daha iyi bir duruma gelişme

Şunu baştan kabul edelim, Hizmet uluslararası hizmet veren lokal bir hareketti… Tezatlık vardı.

Batı, bu hareketin kafa kadrosu için bir duyum; Hizmet, Batının akilleri için bir muammaydı…

Bu hareket, Asya ve Afrikadaki parlak açılımlarından dolayı Batıyı okumaya vakit ayıramamıştı, Batı ise Hizmeti kendi diliyle okuyamamıştı. Hizmeti takdir etse de çalışma tarzı ve içi işleyişinden ötürü sorularının tam cevabını bulamıyordu.

Kader onları bir pazarda buluşturdu.

Batı, kapalı kapılar ardında Hizmet hareketinin değerlerlendirmesini mutlaka yapıyordur. Biz madolyonun öbür yüzüne bakalım.

Bediüzzaman “Nazar, mahiyet-i eşyayı değiştirir.” der. Bu devrede Hizmet insanlarının nazarı çok önemli. Geldikleri topraklara bir göz attıktan sonra süreç sendromundan iradi sıyrılıp başını iki eli arasına aldıktan sonra birazdan sayacağım “Batı coğrafyasında bunca ortak değerler tesadüf mü?

“Bizim yaptıklarımızı daha profesyonel bir şekilde yapan bir yere gelişimiz tavzif (görevlendirme) mi, ta’zip (azap) mi?” diye kendi kendine sormalı.

Kehf suresindeki alem-şümul kabul olan devr-i zulkarneyn bir izdivaçla başlayacak.

Doğunun kalbi ve Batının aklı…

Hizmet, elinde Doğu’nun kalbiyle aklın ağır bastığı Batı diyarlarına seyahate çıktı, diyorum dostlar. İhsanı ilahi olarak omuzlara konan bu vazife cebri lütfi olarak bir yeni bir evre için aşı yolculuğunda.

Eğer zaman israf edilmezse, hikmet levhaları iyi okunur ve fırsatlar değerlendirilirse insanlığın beklediği umut ve barış adacıklarının mimarları bu yeni aşı evresinde meyveye duracak.

Kehf suresi 84-85. Ayetler bir seyahatten bahsediyor:

“geniş imkânlar verdik ve onun ihtiyaç duyduğu her konuda sebep ve vasıtalar ihsan ettik. O da batıya doğru bir yol tuttu.”

Bu bir tahsil devresidir.

Katığı gözyaşı, tenefüsü sabır, gücü dua.

Hizmet, süreç bitiminde kalp ve kafa izdivacını kendi içinde gerçekleştirmiş olarak dönecek yine sürgün yediği topraklara.

Kehf suresi 89. ayetteki ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا “Sonra bir sebebe tabi oldu. Sonra, doğu tarafına kendini ulaştıracak bir yol tuttu.” beyanı Batıya yolculuktan sonra tekrar Doğuya yolculuğun mutlak olduğuna işarettir.

Bu süreç güçlü bitecek dostlar, kalp ve kafa izdivacı bu hizmetin süreç sonrasındaki Rönesansı olacak.

1 YORUM

  1. Bence bir vesile ile batı ülkelerine gelen herbirerlerimiz şahsi olarak Allah in beni buraya sevketmesindeki maksadi nedir, diye düşünmeli, Risalede geçtiği gibi “Ey bu yerlerin hakimi…” mülahazası ile.
    Yoksa hadiselere küllî olarak bakınca insanin ufku dağılıyor, ümitsizliğe düşüyor ve kendi vazifemiz olmayan şeyleri de sorgulamaya başlıyoruz,
    Aslinda herbirimiz her an şu bilinç ile hareket edebilsek ( başta kendime diyorum ) : Allah in beni buraya sevketmesindeki muradı ne olabilir?, acaba bu murad a uygun yaşıyor muyum? Bu toplumda gördüğüm değerleri kendi degerlerim ile mezcedebilecek miyim?

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.