”Umut”

0
147
Photo by Raman deep on Pexels.com

Hadi ‘UMUT’a bir de bu çerçeveden bakalım. Maksadım umudu yermek umutsuzluğu yüreklendirmek değil. Peki nedir bu yazının hedefi? Takdir sizin, ben yazıp geçtim gönlüme düşen hakikat damlalarını.

Kimilerine göre yaşamak için en güçlü sebeptir umut. Kimilerine göre insanı diri tutan, ayakta kalmasını sağlayan manevi destek. Kimilerine göre yemek içmek kadar elzem olan, insanın her düştüğünde tutunup kalkacağı bir değnek, ya da hayat evinin ortasındaki direk. Umutsuz olunca yaşayamazmış insan. Öyle söylenir.

Herkesin umut adına söyleyeceği o kadar çok söz vardır ki. Hele konu başkaları olunca bir bilge ya da doktor kesiliverir insan. Her zaman söz bohçalarında umudunu yitirmişlerin imdadına yetişecek motivasyon cümleleri vardır ve hayatın güzel yanlarını o kadar net görür ve gösterirler ki ümit tohumları çatlar ve yeşerir karamsarlığın bağrında yeniden. Ama nedense konu kendimiz olunca, dünyaya bakıştaki netlik kaybolur, grileşir berraklık ve başkalarına söylerken bonkörce kurduğumuz cümleler, darmadağın oluverir zihnimizde. Umut, senin hayatını daha önce yaşamış gibi davranan insanların, bilge rolüne büründüğü bir tiyatro baş yapıtının adıdır. Ya da diplomasız doktorların reçetesiz verdiği içi boşalmış, etkisi tedavülden kalkmış, son kullanma tarihi çoktan geçmiş bir ağrı kesicidir umut.

Bana göre ise tehlikeli bir klişedir umut. “Umudunu hiçbir zaman kaybetmemeli insan”dır dillerden düşmeyen cümle. Ama hayal kırıklıklarının, kalp kırıklıklarının tek failidir aslında. Bir kitap okurken sayfa sayfa ilerleyen kahramanın aradığını bulacağına inanma gafletidir. Olaylar ne kadar karmaşık olursa olsun “son”dan önce her şeyin sabah güneşi kadar aydınlık ve berrak olacağını hayal etme aldanışıdır. Bir film izlerken daha başından itibaren kötülerin cezalandırılacağına iyilerin de mutlaka kazanacağı önyargısıdır. Kitap ya da film boyunca içten içe ettiğiniz duadır umut, finalde istediğiniz şeyi görmek için. İnsanın yazdığı ve kurguladığı hikayeler de genellikle beklentileri boşa çıkarmaz. Çünkü yazan da insandır.

Ama realite farklıdır filmlerden ve hikayelerden. Aslında ilaç değil hastalığın ta kendisidir. Zehirler insanı durduk yere. İyilerin hep kazanacağına inandırır seni ve iyi olduğunu umarak heveslenirsin güzel günlere boş yere. Ummazsan beklemezsin, beklemezsen alıştırırsın kendini gerçeklere ve hayal kırıklığı yaşamazsın. Daha güçlü olursun belki yıkılıp gitmek yerine. Hz Eyyup gibi kadere rıza göstermesini öğrenir sabır taşına dönersin de sebepleri tanrılaştırmaktan kurtulursun. Her gün her dakika Ebabil kuşlarını gözlemezsin gökyüzünde mesela. İnsanların senin için bir şeyler yapabileceğine inanmaktan vazgeçer, kendi göbeğini kesmenin yollarına bakarsın. Ya da o göbek bağıyla yaşamanın daha hayırlı olduğuna inanır öyle devam edersin yoluna.

Umut bir palavradır bazen. İnsanın inanmak için dünden razı olduğu bir palavra. Karanlığın bittiği noktadaki ışığın güneş olduğuna inanma zafiyetidir. Onun bir yangın olduğunu aklına dahi getirmezsin. Kelebek misali koşa koşa gidersin ışığa. Kurtulmayı umarken yanarsın. Hiç umudunu yitirmemiş bir kişi olarak küle dönersin. Seni ayakta tuttuğu söylenen umut katilin oluverir.

Umut denilen şey sadece bir sığınaktır aslında. Ama ezilmişlerin, yenilmişlerin, kaybedenlerin, gün görmeyenlerin, karanlıktakilerin, hapistekilerin, zordakilerin, dardakilerin, gurbettekilerin, mazlumların, mağdurların, gücü yetmeyenlerin. Acziyetin bir sığınağıdır. Bir idam mahkumunun sığınacağı tek şeydir umut, Umar ki affedilsin, umar ki ip kopsun, elektrikler kesilsin, umar ki dar ağacı yıkılsın, umar ki cellat ölsün. Peki ya celladın umudu nedir? Ya da onun ihtiyacı var mıdır umuda? Tiranların, Esedlerin, Süfyanların, Firavunların, Nemrutların…

Umudu böyle konuşturdumsa da ben hala ümitliyim, o gün güneşin gelip karanlığı alt edeceğine yürekten inanıyorum…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.