Sen Hep Muhacirsin!

0
123
Photo by slon_dot_pics on Pexels.com
Senin hicretin bilinmez bir diyara yelken açtığında başlamadı.
Bunu, seni kendilerine benzetmek için üzerine hücum eden zalimlerden kaçarak sığındığın bir ülkede hayata tutunmaya çalışırken fark ettin.
Aynı sofralara oturuyor, aynı mekânları paylaşıyordunuz geçmişte. Bazılarıyla kan bağınız vardı.
Eğitiminiz, yetiştiğiniz kültür coğrafyası da aynıydı. Fakat farklı cümlelerle konuşuyordunuz.
Onlar, hakkı kuvvetin eline vermek istiyorlardı. Sen ‘haklı olan güçlü olsun, güç şahıslarda değil, kanunda toplansın’ istiyordun.
Onlar, menfaatlerinin peşinde koşuyorlardı. Sen bakışlarını zeval bulmayacak nimetlere çevirmeye çalışıyordun.
Onlar ‘yaşamak’ diyorlardı, sen yaşatmaktan; onlar öfke kusuyorlardı, sen sevgiden bahis açıyordun…
Sonradan anladın, senin hicretinin bir mürşid-i kâmilin eteğine tutunduğunda başladığını.
Maddi hicretin, manevi hicretin bir izdüşümü olduğunu. Yıllarca manen muhacirliğe hazırlandığını…
Yoksa sen hep yabancı, hep sürgün, hep gariptin…
Nicedir hareket halindeydin, ama bir düşünceden başka bir düşünceye, nefisten ruha, cismani hayattan kalp ve ruhun derece-i hayatına varmak için uğraşıyordun.
Ruhen seyyahtın da bedenen bir mekâna takılıp kalmıştın. Yolcuydun da, henüz yola düşmemiştin.
Rabbin seni nefsinin bağlarından kurtardı.
Hicret etmek benliği kurban etmektir.
Önceleri ağır geldi sana hayatını bırakıp gitmek. Benliğini kurban etmek.
Sevdiklerinin, sana ait izleri sile sile yaşadığını görmek. Adının tanıdık ağızlarda nefretle anıldığını işitmek…
Bıraktığın boşluklar çoktan dolmuş, sahip olduğunu sandığın her şey talan edilmişti.
Ölmüş de, geride bıraktıklarının hakikatine uyanmış gibiydin.
Uzaktan seyrettin sessizce.
Sana meçhul olan Hakk’a ayandı. Sana zor olan Kudret’e kolay.
Sabrettin.
‘Bırak unutsunlar seni’, dedin içinden. Öldüğünü kabul et ki, yeni bir diriliş için fırsatın olsun.
Terk ettiklerini kalben de terk et ki, tahriplerden, tesirlerden uzak kalasın. Duygularını temiz tutasın.
Durmak ve seyretmek için mazeretin yok artık. Üzerinde geride kalan mazlumların hakkı var. Eylem halinde ol ki, kayıplarının yerine kazançlar koyabilesin…
Hicret etmek Hızır’la buluşmaktır.
Hazreti İsa’ya neden Mesih dediklerini hatırla! Mesih’in çok gezen, çok seyahat eden demek olduğunu… Hazreti Mesih’in sadece on bir havarisi ile cihanı fethe çıktığını…
Ab-ı hayat aramak için yola koyulmayanlar Hızır’la buluşamaz, biliyorsun.
Biliyorsun, zulme rıza gösterenlerden uzaklaşmayanlar hakikate aşina çehrelere yaklaşamaz.
Mazeretlerini tüketmeyenlerin gözlerindeki perde kalkmaz…
Seni unutan dünyayı sen de bir süreliğine unut.
Bırak zulme razı olanlar vicdanlarıyla baş başa kalsınlar. Tercihlerinin sonuçlarına katlansınlar.
Arkasına saklandıkları tüm buz dağları erisin, kum tepeleri rüzgârda savrulsun.
Kendi karanlıkları ile yüzleşsinler. Edenin kendine ettiğini, bulanın kendini bulduğunu görsünler. Birbirinizi tekrar hatırladığınızda geçmiş geriye dönülemeyecek kadar uzakta kalsın.
Hatıralar sizi geriye çağıramayacak kadar tesirsiz hale gelsin. Yolun kuyulardan, yolun zindanlardan geçse de olur, yeter ki rızaya çıksın.
Sana, “Yoksa Sen Yusuf musun?” diye sorduklarında, Bünyamin, hala diri tutabildiğin kardeşlik duygularının sembolü olarak yanında dursun.
Sen cesaretini toplayıp: “Evet ben Yusuf’um.” diye cevap ver. “Bu da kardeşim! Gerçekten Allah bizi lütfuna mazhar etti.” (Yusuf, 90)
Şükür ki muhacirsin…
Emine Eroğlu/Yeni Ailem Dergisi/12 Ağustos 2018

 

 

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.