Ey Savaşçı !

1
346
Photo by Raman deep on Pexels.com

İsminde korsan gemileri batıyor ve gözlerinde asrın muştuları var. Tebessümlerin, çığırtkanların kahkahalarını yok ediyor ve gözyaşların, sessiz direnişlerinin adreslerini veriyor. Militanca değil direnişin, eylemler seni tanımıyor ve ismin geçmiyor maskeli direnişçilerin pankartlarında. Kırmızıya boyalı eylem sloganlarında hiç ismin geçmiyor senin. Bekleyişin bir direniş… Bekleyişin bir edep… Zulümlerin üst üste yığılması ve üzerine gelmesi sağır karanlıkların, hiç bozmadı tavrını senin ve hiç misli cevaplar yer almadı bültenlerinde. Güllerin ellerinde susuz bırakılsa da ve dallarına indirilse de derin darbeler sen sarsılmadın ve güllerini kurutmadın bahçelerinde. Sen bahçıvan, bizler ise gül; dikenlerimiz batsa da ellerine.
Sen Umutsun Ey Savaşçı… Gökyüzünde bekleyenlerin var, gökyüzünden seyredenlerin. Yer kavgaları dar geliyor ufuklarına bilirim. Garip geliyor koltukların kavgası, paranın şanın şöhretin. Çirkin arenaların şeytan aldatması hesaplarını bir bir yığıp altın neslin önüne ve koltuksa sevdanız göklere yönelin diyorsun belki.
Sen Asya’sın ey savaşçı… Mürekkebe dost olanlar dost olur meclisine ve ölümü değil, yaşatanlar yanaşır can kalemine. Sen yazarken asra bakıp yazıyorsun bilirim ve göklerin isteklerini istiyorsun yer ehlinden ancak…. Umutlar bitmiyor, umut kesilmiyor limanlarında. Deniz ötesine gönderdiğin Tarıklarından, Ukbe Bin Nafilerinden umut kesilmiyor. Ve umut kesmiyor deniz ötesi muhacirlerin… Gidişleri, kıratın sırtında sanki Alperen, sanki Asyanın Avrupa’ya akınıdır dersin. Bir muştu vardı Asya diyarından seneler evvel. Seneler sonra Asya diyarına muştu götürdün. Bekleyenlerin vardı, tepelerde bekleyenlerin….
İlk direnişin selamını vermek için Veda tepesini bekleyen Medine ahalisinin bekleyişi vardı göz gezdirenlerde. Yer belki Medine değil, belki gelen Mekkeli misafir de değildi; ama gelenler Mekkeli misafirin kokusundan kokular sürünmüş sanki ve bekleyenlerde Medinelilerin susamışlığı vardı misafir kokularına…. Onlar da “geldiler geldiler geldiler….” diye ağlayacaklardı, ay doğdu veda tepelerinde deyip ağlayanlar gibi… Kız çocuklar merak ediyordu kendilerini kumlara gömülmekten kurtaran mesajla gelen misafiri… Asya merak ediyordu dedelerinin “bekleyin gelecekler.” dedikleri kudsi yolcuları…. Kutlu olsun gidişiniz kutlu olsun işiniz… Bağrına basacaklar tepe sakinleri, tıpkı tepenin arkasından çıkıp gelen Mekkeliyi kucaklayanlar gibi…
Sen Asya’sın ey savaşçı… Ben gibi dolaşır, ben gibi söylersin ninnini yiğit dede deyip yanaşanlara…
Ben gibi saç okşar, ben gibi göz silersin teselli arayanlara…. görenler öyle görürler seni… Sen Asya’sın Savaşçı…. Tuna tanır seni sen çoşunca Ve ağrı bilir seni sen hiddetlenince… Himalaya ve Asya stepleri seni iyi bilir kalp mevsimleri değişince… Göç var deyince sevgili diyarından Asya stepleri nasıl ağladıysa ceddine Anadolu öyle ağlar göç var deyince su ötesine.
Dedim ya sen Asya’sın ey savaşçı… Anadolu Asyadır şu dem ve gözler göçlerde…. Bir farkla, dönüşü olacak elbet bu göçlerin ve muştusu okunacak o tepelerden… Tuna çağlasın dursun, Kızılırmak ağlasın dursun, Ağrı nöbetlerde dimdik, Çukurova açılmış bir sofra gibi intizar içinde bekleyedursun…
Sen Asyasın Ey Savaşçı Mekkelinin(S.A.V.) Dönüşü Gibi Dönersin Elbet!

1 YORUM

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.