Mağduriyetler Kimlik Bunalımına Neden Olmasın!

0
106
Photo by Inzmam Khan on Pexels.com

Mahmut Akpınar/28 Temmuz 2018: 

Çocuklarımla konuşurken Erdogan’a, AKP’ye muhalefet edeceğiz, mağduriyetimizi dile getireceğiz derken batıyı ve batı değerlerini fazlaca idealize edip, ülkemizi ve insanımızı ölçüsüz eleştirdiğimizi farkettim. Yaşanan acılar, sıkıntılar ve buna karşı çıkmasını beklediklerimizin suskunluğu bizde maksadı aşan tepkilere, duygusal tavırlara neden olabiliyor. Zorunlu göçe maruz kalanlar olarak Türkiye’de yaşanan zulümlerle, insanlık dışı tavırlarla ve suskunluklarla batıdaki uygulamaları, insanların ilgili ve merhametli yaklaşımını sıkça karşılaştırıyoruz. “Müslüman” dediklerimiz zulme seyirci hatta destekçi iken “gavur” denilenlerin ilkeli, duyarlı tavrı “bunlar nasıl Müslüman?” “bunlar nasıl gavur?” sorusunu akla getiriyor. Müslümanın da önce insan olması, Allah’ın yarattığı eşrefi mahlukat özelliklerini üzerinde taşıması gerektiğini unutuyoruz. Yaşadığımız sıkıntıların etkisiyle mevcut Müslümanlar üzerinden Müslümanlara güveni sarsacak; batıda yaşayanların insanlığı üzerinden de onların din, inanç ve kültürünü yücelten, öne çıkaran konuşmalar yapabiliyoruz. “Su-i misal misal olmaz” kaidesine aykırı şekilde yanlış karşılaştırmalarla hem kendimizin hem de çevremizin inanç, kültür ve değerlerimiz hakkında sarsılma yaşamasına, güven bunalımına girmesine neden olabiliyoruz.

İslam dünyasının 6-7 asırdır hem dünyadan hem de kendi değerlerinden, dinamiklerinden uzak ve ciddi bir bunalım içinde. Batı medeniyeti ise skolastik inançlardan kurtulup seküler, liberal, insani değerler üzerinden yaşanabilir ve büyük oranda kabul edilebilir bir düzen kurdu ve bunu devam ettirecek dinamikler tesis etti. Böylesi kriz dönemlerinde ve ağır zulme, baskıya maruz kalarak ülkesini terk edip batıya göçmek zorunda kalan insanlarda iki dünya arasındaki fark çok açık ve net görünür hale geliyor. Seküler, Allah’a, ahirete inancı olmayan insanlar alabildiğine sorumlu, merhametli, yardımsever, ilgili davranırken; kul hakkı, hesap, mahşer, adalet, zulüm gibi kavramlarla ilgili sürekli dini telkine muhatap Müslümanlar taş kesilince olayları izahta zorlanıyoruz. Ortaya çıkan tablo bazılarının batıya ve batılılara hayranlığına sebep olurken, bazılarında kendi din ve inanç sisteminden şüphe duymaya, uzaklaşmaya, sorgulamalara neden olabiliyor.

“Nerde yanlış yapılıyor? Neden onlar öyle, biz böyleyiz?” gibi sorgulamaları yanlıştan dönme ve hakikati bulma adına doğru ve gerekli görüyorum. İmanı tahkiki dediğimiz en makbul iman türü de böylesine derinlemesine sorgulamalar ve muhasebe sonucu kazanalabiliyor zaten. Ancak içinde bulunduğumuz zorluklar, yaşadıklarımız, maruz kaldıklarımız, kendi insanımızın vefasızlığı, buralarda gördüğümüz iyi muamele nedeniyle kantarın topuzunu kaçırma ve savrulmalar yaşama ihtimalimiz var. Zira öfkeyle, nefretle, duygusallıkla verilen kararlarda isabet olmaz. İfrat tefrit arası gelgitler yaşarız ve aklı selimle, makuliyetle düşünme, karar verme yetimizi yitirebiliriz. O nedenle hem kendimizin, hem de çevremizin, ama özellikle gelişme, yetişme çağında olan çocuklarımızın ruh sağlığını, sağlıklı düşünme ve karar verme kabiliyetini koruyabilmek için mevcut olağanüstü şartların verileriyle düşünüp ani ve tepkisel kararlar vermekten, kanaatler oluşturmaktan kaçınmalıyız. Kaldı ki bir süre yaşadıktan sonra idealize edilen batının ve batılıların da çok farklı ve başka başka problemlerinin olduğunu görüyoruz. Onların da başka defolarının, arızalarının olduğunu fark ediyoruz.

Yaşadığımız süreç bizi ne Müslümanlar ne de batılılar hakkında genellemeci, şablonik ön kabuller edinmeye sevketmemeli. “Hikmet Müslümanın yitiğidir” Hadisi Şerifi gereği elbette buralarda var olan güzel şeyleri takdir edecek, alacak ve kendimize mal edeceğiz. Ama bu bizde ve çocuklarımızda İslam’dan, kendi değerlerimizden soğumaya, kopmaya neden olmalı. Müslümanlığa mal edilen yanlışları, Müslümanlarda var olan ve tasvip edilmez tavırları, tutumları reddetmekle birlikte pekala kendi değerlerimizi koruyarak ama batıdan bazı güzellikleri alarak kendimizi revize edebiliriz.

Yaşadığımız ağır süreç, yoğun duygusallık ve bunun neden olduğu ölçüsüz tepkiler özellikle zihin dünyası, ahlakı, inançları yeni yeni şekillenen 18 yaş altı çocukları çok etkiliyor. Bizler bir taraftan bu çocukları Müslüman ahlakıyla yetiştirmeye ve batının bazı olumsuzluklarından uzak tutmaya çalışırken, öte yandan -farkında olmadan- her olay/haber, İslam ülkelerindeki kötü uygulamalar üzerinden örtülü şekilde Müslümanları ve İslam’ı kötülüyoruz. Her vesile ile batılıların dürüstlüğünden, yardımseverliğinden, batı sisteminin işleyişinden vs bahsederken Müslümanların olumsuzluklarını öne çıkarmamız körpe zihinlerde bir yandan batı hayranlığını besliyor, öte yandan Müslümanlara yönelik olumsuz düşünceleri yeşertiyor. Bizim gayrı ihtiyari ve itinasız söylediğimiz sözler, tavırlarımız, tutumlarımız çocukların datalarına akıyor ve çocuklar İslam, Batı, Hristiyan, Müslüman kavramlarını o datalara göre şekillendiriyor. Kavramların içini bizden aldığı bilgiler, veriler, davranışlarla dolduruyorlar. Bu noktada hepimizin: “yaşadıklarımla ve anlattıklarımla, verdiğim örneklerle çocuğuma nasıl bir Müslüman profili çiziyorum?” diye düşünmesi ve çocuğunun zihin dünyasını nasıl etkilediğini sorgulaması lazım.

Özellikle vatanından göç etmek zorunda kalan, hayatı sıfırlanmış ailelerin çocuklarında “Müslüman” kimliğinin ve “İslami” bazı kavramların zulümlerde kullanmasından dolayı zaten mevcut Müslümanlara tepki var. Zira çocuklar hayatlarını onların çaldığını, aileyi onların parçaladığını, geleceğini onların kararttığını, anne veya babasını, yakınını onların hapsettiğini düşünüyor. Olayların oluşturduğu negatif “dindar” “Müslüman” “İslamcı” tablosuna bizim her vesileyle söylediğimiz olumsuzlukları da eklerseniz bu çocuklarda din, İslam, Müslümanlık namına olumlu bir şey kalmayacaktır. İslam adına anlatılanlar çocuğun gördükleriyle tezat teşkil ettiğinden inandırıcı gelmeyecek ve tesir etmeyecektir. Böyle bunalımlar, tereddütler içinde olan gençler kolaylıkla deizmden ateizme farklı felsefi akımların etkisine kapılabilecek ve savrulacaklardır. Eğer bu çocuklar batı eğitim sisteminin içinde yetişiyorsa İslamla, kültürümüzle ilgili değerleri-ilkeleri korumak ve sürdürmek çok daha imkansız hale gelecektir. Bizim duygusal ve tepkisel girdilerimizle batıda çevreden aldıkları olumsuz düşünceler birleşince İslamla ilgili menfi sorgulamaları derinleşecektir.

Eğitimli, kültürlü de olsa anne-babanın söyledikleri, telkinler çocuğun çevrede gördükleriyle, okulda öğrendikleriyle örtüşmeyeceği için daha güçlü ve tutarlı olan fikir çocukların zihin dünyasına hakim olacak ve en iyi ihtimalle çocuklar kimlik bunalımları, düşünce karışıklıkları yaşayacaklardır. Buna bir Ortadoğu ülkesinden gelmiş olmanın, batıda Müslüman olarak yaşamanın, İslamafobik eğilimlerin etkisini eklediğimizde zihni bulanıklığın hayranlığa, hatta komplekse dönüşmesi mümkündür.

Özellikle batıya zorunlu hicret etmiş olan aileler çocuklarıyla muhatap olurken kanaatimce:

  • Ülkemizdeki olumsuzluklara odaklanmak yerine ülkemizin ve insanımızın, medeniyetimizin güzelliklerinden de bahsetmeliyiz. Münhasıran ideal Müslümanlardan, gerçek örnek hayatlardan, sahabeden bahsetmeliyiz ki mevcut Müslümanlardan doğan olumsuzlukları izale edebilsin. Batının güzelliklerini, faziletlerini takdir etmekle birlikte, kendi inanç ve kültürümüzün güzelliklerini de anlatmalı ve aktarmalıyız.
  • Çocukların sorduğu soruları ve sorgulamaları kafadan reddetmek, bastırmak yerine onlara ikna edici, makul izahlar getirmeliyiz. Çocuklarımızı zihnen beslemezsek bizi büyük sıkıntılar bekliyor. Genelde çocuklar anne babayı öğretmen, rehber olarak görmüyor, ebeveyn-çocuk ilişkisi öne çıkıyor. Bu nedenle evde örnek olma, hal ile etkileme olmalı, ama çocuklarımızı mutlaka ehil rehberlere, abilere-ablalara emanet etmeliyiz. Özellikle temel İslami itikadi, konularda kafa kalp tatminini sağlayacak şekilde beslenmelerini sağlamalıyız.
  • Batıda yaşayan ailelerin çocukları için rehberlik bu çocukların okulda çevrede karşılaşabilecekleri olumsuzluklar dikkate alınarak hazırlanmalı, konular ona göre seçilmeli ve “medenilere galebe ikna iledir, icbar ile değildir” yolu tercih edilmelidir. İcbar, ilzam, baskı ile verilen eğitim, rehberlik kopuşlarla, keskin kırılmalarla sonuçlanabilir.
  • Batıda insan hakları ve demokratik değerler, birey ve hakları bütün eğitim sisteminin temeli. Bu değerler bazı ekstrem durumlar hariç çok büyük oranda İslam’la ve Kur’an’ın emirleriyle, Asrı Saadet uygulamalarıyla örtüşüyor. Çocuklarımıza İslam’ın gelenek ve görenek tarafından öte temel ilkelerini, esaslarını öğretmeli, Kur’ana, Hz Peygamberin hayatına dayalı bir İslam öğretmeliyiz. Vereceğimiz bilgiler ve eğitimle çocuklar Müslümanların Müslümanlıkla örtüşmeyen yanlarını görebilmeli ve bir yıkıma, inkısara maruz kalmamalılar. İdeal Müslümanlık ile mevcut Müslümanlar arasındaki farkı görebilmeliler.
  • Rehberlikte batıda yetişmiş ama İslami bilen ve yaşayan abi/abla modeli çok önemli diye düşünüyorum. Sadece Türkiye kafasıyla bu çocuklara model olmak ve ikna etmek mümkün görünmüyor. Ne edip yapıp bu modelin geliştirilmesi, desteklenmesi lazım. Bu sebeple rehberlerin batı düşüncesinden ve bunlara verilebilecek cevaplardan haberdar olması, fikri/zihni derinliğe sahip olması önemli. Buna matuf hem İslam’ı, hem batıyı bilen hocalarımız rehber kitaplar, broşürler hazırlayabilirler. Bunu başarabilen başka Müslüman toplumlar varsa örnek alabiliriz.

Batıda yaşayan zorunlu olarak buralara göçen aileler olarak duygusal ve tepkisel davranmayı bırakıp akılcı ve kalıcı çözümler geliştirmeli, çocuklarımızın asimile olmadan entegre olabileceği modeller üzerine kafa yormalıyız. Geçici modundan, geri dönme beklentisinden kurtulup gerçeklerle yüzleşmeli ve hem kendimiz hem çocuklarımız için kalıcı tedbirler, çözümler geliştirmeliyiz.
Eğer tedbir almaz ve bir süre daha geç kalırsak Allah korusun yeni kayıp nesiller çıkabilir.

www.tr724.com

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.